Tiyatro Oyunları

2018 - 2019 SEZONU YENİ OYUNLAR
SÜRGÜN

Bir Mehmet Akif Hikayesi

DÖNEMİN KOŞULLARI

Büyük ümitlerle ilan edilen II. Meşrutiyetin üzerinden sadece 10 yıl geçmişti. Sultan II. Abdülhamid Han, Jön Türkler tarafından bir darbe ile tahttan indirildiğinde İttihat ve Terakki’ye bıraktığı devletin yüzölçümü, Adriyatik’ten Basra Körfezi’ne, Karadeniz’den Afrika’nın kum çöllerine kadar yaklaşık 6 milyon kilometrekareye ulaşıyordu. İttihatçılara bir yangın, bir enkaz değil, 30 milyonu aşan nüfusuyla büyük bir ülke ve modernleşme çalışmaları devam eden bir ordu bırakmıştı. Dış borçları azaltmış, devlet ekonomisini büyük ölçüde toparlamıştı. Vaktiyle Abdülhamid idaresine bayrak açan ve “Hürriyet Kahramanı” ilân edilen ittihatçılar ise 9 yılda koca imparatorluğu paramparça etmiş, Mondros Ateşkesi sonrası Kasım 1918’de gece yarısı kaçarak ülkeyi terk etmişlerdi.

Mayıs 1919’un 14’ünde ise Yunanlılar İngilizlerin kışkırtma ve desteğiyle İzmir’e çıkmıştı. Bu gelişme, son 10 yıldır sürekli kayıplar veren milletin ümitsizliğini iyice artırmıştı. Bitkin ve harap düşmüş halkı, yeniden harekete geçirecek, onları cepheye gönderecek azim ve inancın ortaya konulması kaçınılmazdı. Kısa süre sonra da Osmanlı’yı Anadolu’ya hapsetme amaçlı işgaller başlamış, düşman iki yıl içerisinde Ankara yakınlarına kadar ilerlemişti.

Tüm işaretlerin Batılılaşmanın devam edeceğini göstermesi, dahası bunların dayatmaya dönüşeceğinin anlaşılması üzerine hayal kırıklıkları da git gide artacaktı. Milli mücadele hareketi tüm etkinliğiyle devam etmekte, Mehmet Akif ve Eşref Edib de bu hareketin en yılmaz savunucuları olacaklardı. Ancak Lozan Antlaşması sonrasında muhalif kesimin Meclis’ten ve etkin odaklardan tasfiye edilme teşebbüslerinden Mehmed Akif de etkilenecek, İstanbul’a döndükten beş altı ay kadar sonra Mısır’a gitmeye karar verecekti. O kışı Mısır’da geçirip baharda İstanbul’a dönme planlarının pek düşündüğü gibi gitmediğini görecekti. Zira başyazarı olduğu gazete, Takrir-i Sükun yasası ile kapatılacak, kadim dostu Eşref Edib ise Şark İstiklal Mahkemesi’nde hem de ‘Vatana İhanet’ suçlamasıyla yargılanacaktı.

Tüm bu aksilikler ve kötüye gidiş sürecinde istihbarat teşkilatı da yeniden yapılanmış, milli mücadelede aktif görev yapmış kişilerin takibine öncelik vermişti.

Bir Mehmet Akif Hikayesi

Yapım |
Tiyatral Sanatlar Akademisi Vakfı

Yapımcı | TİYSAV Adına
Raif İnan - Mustafa Odabaşı - Fatih Kılıç

Yapım Direktörü ve Sanat Yönetmeni |
Mustafa Odabaşı - Fatih Kılıç

Yazan |
Baturalp Dinçer

Yönetmen |
Zuhal Öztürk

Kostüm Tasarımı |
Reyyan Erdoğan

Kostüm Dikimi |
Meryem Acar

Işık Tasarımı |
Fatih Kılıç

Yönetmen Asistanı |
Ufuk Dağaşan - Ecem Yılmaz

Realizatör |
Taha Parlak

Sahne Amiri |
Levent Yıldız

Kondüvit |
Teoman Yakupoğlu 

Işık |
Emre Yılmaz

Dekor |
Kibele Dekor

Fotoğraflar |
Akif Nacakcı

Oyun Süresi |
120’ | İKİ PERDE

Bir Mehmet Akif Hikayesi

Oyunun Hikayesi

Cumhuriyetin ilanınının ardından istihbarat teşkilatı da yeniden yapılanmış, milli mücadelede aktif görev yapmış kişilerin takibine öncelik vermişti. Teşkilatta görevli genç ve atik Tahsin, iyi eğitim görmüş, mutaassıp bir ailenin mensubuydu. Görevi gereği devletin içinde bulunduğu batılılaşma yönelişinden etkilenmiş fakat tam da batıya teslim olmayarak, köklerimizi korumamız gerektiğini düşünmekteydi. Çalışma arkadaşlarının bu akımı sorgusuz sualsiz kabul etmelerinden de rahatsızdı. Bu yüzden aldığı görevlerde sürekli ikilemler yaşıyordu. Tahsin yeni evlenmişti, eşi de bu batılılaşma akımından etkileniyordu, eşi Tahsin’in direncini anlayamıyor, Batılılaşmanın beraberinde getirdiği modern yaşama, yeme içme kültürüne, modaya ve diğer tüm akımların büyüsüne kendini kaptırıyordu. İstihbarat dairesinde Tahsin’in yakın mesai arkadaşı Mahir ise Batı’dan oldukça etkilenmiş, sürekli Fransız ve Alman yazarların eserlerini okuyan, övgüler yağdıran, milli mücadelecileri ise bağnaz olarak niteleyen, bu motivasyonla da işini haddinden fazla önemseyen bir yapıya sahipti. Çoğu zaman Tahsin ile ailecek görüşmelerinde aralarında fikirsel tartışmalar yaşanıyordu. Tahsin kendi eşi de dahil olmak üzere kimseden destek göremiyordu.

İstihbarat şefi Hilmi Bey de ‘modernleşen’ Türkiye’de ‘gerici’ olarak nitelenen kişileri sıkı kontrol altında tutmaya odaklanmıştı. Hedefinde bir çok ünlü ve topluma etkisi bulunan isim vardı, bunlardan biri de Mehmet Akif’ti. Onun peşine keşif için pek çok polis takılmıştı fakat daha düzenli raporlanması için bire bir takibi gerekiyordu. Hilmi Bey bu görev için Batılılaşma konusunda kafasının karışık olduğunu bildiği, bir takım tartışmalarına şahit olduğu Tahsin’i uygun görmüştü. Çağırıp görevi anlatıp Mehmet Akif’i de çok tehlikeli bir vatan düşmanı olarak tanıtmıştı. Tahsin, Mehmet Akif hakkında Hilmi Bey’in anlattıklarından fazlasını bilmiyordu. Görevi Akif’in her gittiği yeri, her görüştüğü kişiyi ve konuştuklarını olabildiğince yakından takip etmek ve düzenli rapor tutmaktı.

O zamana kadar peşine takılan polislerin farkına varan Akif ise bu durumdan son derece rahatsızdı. Hatta Sebilürreşad’da yayımlanan ‘Vahdet’ Mehmed Akif’in son yazısı olacak, Mısır’a hicret etmeye karar verecekti. Ancak peşinden oraya kadar geleceklerini, bu denli ileri gideceklerini tahmin bile edemeyecekti. Vefat edeceği yıl olan 1936’nın 16 Haziran’ına kadar da çok sevdiği, dizelerinde
      Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
      Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda      
dediği vatanından ayrılacak ve uzun yıllar dönemeyecekti. Bu onun için hayatının en çileli kesiti olacaktı. Tahsin Akif’in Mısır’a yerleşeceği haberini alır almaz Hilmi Bey’e raporunda bundan söz edecekti. Hilmi bey hiç tereddütsüz işinden memnun olduğu Tahsin’i Mehmet Akif’in peşinden Mısır’a yollayacak, geri dönüşü ne zaman belli olmayan bir serüvene sürükleyecekti. Tahsin ailesine durumu anlatmakta zorlansa da maddi olarak sıkıntı çekmeyecekleri avuntusuyla onları bir nebze yatıştırabilecekti. Akif ile birlikte Tahsin’i de Mısır’da zor yıllar bekleyecekti.
Tahsin izini belli etmemek için küçük, köhne tek odalı bir eve yerleşecek, Akif’e daha yakın olabilmek için de orada tanıştığı biri gibi yanına sokulacak ve dostluk kuracaktı.

Bir Mehmet Akif Hikayesi

OYUNDAN FOTOĞRAFLAR