Tiyatro Oyunları

2017 - 2018 SEZONU YENİ OYUNLAR
GOG

Ben Gog! Bir hortlak değilim. Yıllar önce ağaçlar arasına gizlenmiş izbe bir tımarhanede yatan sinir hastası garip gezginin ta kendisiyim. Hala da hasta ve durmadan dünyayı dolaşmaktayım.

NEDEN GOG?

Gog... Bir delinin tımarhane günlükleri... Belki de bir budalanın kendi kabalığından, içindeki yabani ormandan kaçış serüveni.. Gog, bu dünyada yaşayıp da yol yordam öğrenemeyen insana, ömrü boyunca can sıkıntısı ve buhranlar yoldaş olur düşüncesiyle yola çıkarken zıt düşüncelerden ve çelişkili fikirlerden beslenen bir yapıt. Bu yönüyle düşünürken sorgulamayı da öğreterek modern zaman ve modern insan eleştirisine zemin hazırlamayı becerebilmiş bir eser. Papini kitapta, yolunu kaybetmiş olan Gog’u okuyucunun önüne paldır küldür sürer. Okudukça onu takip ederiz ve zannederiz ki yol bir yerde düze çıkacak. Tüm kayboluşlar sona erecek. Oysa Gog hezeyanlarından kurtulamaz, okuyucuyu da dinmeyen gri bir can sıkıntısının içine çekerek sonunda derin bir uçurumun kenarında yapayalnız bırakır. İşte tam bu noktada Gog’u eleştirmeye başlarız. Çünkü biliriz ki her insan hayatı yaşayarak öğrenir. Ve her insanın kendi hayatı kendi biricik gerçeğidir. Gog, 19. ve 20. yy’ın birçok siyasetçi, sanatçı, bilim insanıyla konuşurken pek çoğunun sırrını da öğrenir. Bunlar gerçek hayatla birebir örtüşür mü örtüşmez mi tartışılsa da ortaya çıkan sırlar bizim içimizde taşıdığımız küçük ama ağır can sıkıntılarının bir nevi itirafı hükmündedir. Gog pek çok düşünüre biraz hayranlık, biraz kızgınlık, çokça da nefretle yaklaşır. Çünkü onlar Gog a umut verip bu umudu bir anda karabasana çeviren kimselerdir. Biz de Gog’la birlikte roman boyunca varlık ile yokluk, ümit ile ümitsizlik, can sıkıntısı ve huzur arasında git geller yaşarız. Ve biliriz ki onun bocalaması bizim kendi düşkünlüklerimizin cesur ifadesinden başka bir şey değildir. Canı sıkılan sadece Gog değil, benliğini pohpohlayan, kafasının içindeki sesten başkasını dinlemeyen, küçük mızmız bir çocukmuşçasına oyalanmayı, avutulmayı ve şımartılmayı bekleyen günümüz insanıdır. Gog bu yönüyle bugünün ve hatta yarının insanına bir ayna tutar. Ancak ayna da kırılır. Aynayı kırmaya cesaret edip kendisiyle yüzleşen, belki de can sıkıntısından kurtulup yeni bir hayata başlamaya hak kazanır, kim bilir? Gog, kişisel tarihinize bir katkı sunarken onunla birlikte girdiğiniz serüven boyunca kendi içinizde kaybolduğunuz mağaradan sizi alıp ıssız bir adaya çıkaracak. Ve kitabı her okuduğunda ayrı tat alan okur, oyunu her seyredişinde farklı şeyi görebilen seyirciye dönüşecek.

Giovanni Papini kimdir?

İtalyan gazeteci, yazar, şair ve edebiyat eleştirmeni Giovanni Papini, 1881’de Floransa’da doğdu. Instituto di Studi Superiori’de eğitim gördü. 1903’te II Leonardo adlı dergiyi kurdu. Papini ve dergiye katkıda bulunan diğer yazarlar, bu sayede Kierkegaard, Peirce, Nietzsche, Santayana gibi önemli düşünürleri İtalya’ya tanıttılar. Papini’nin ilk dönem yapıtları arasında II Tragico Quotidiano (1906; Günlük Trajedi), II Crepuscolo dei Filosofi (1906; Filozofların Çöküşü), II Pilota Cieco (1907; Kör Pilot) sayılabilir. 1912’de otobiyografik eseri Un Uomo Finito’yu (Bitik Bir Adam) yayımladı. Papini’nin Katolikliğe dönüşünü belgeleyen Storia di Cristo (İsa’nın Hayatı) adlı yapıtı birçok dile çevrilerek dünya çapında ün kazandı. Papini, 1956’da hayatını kaybetti.

Roman Hakkında

Gog, klasikler kapasitesinde bir başucu kitabı olabilecekken az kişinin bildiği vurucu bir eser. Bunda Papini’nin hayatındaki gel-gitler sonucu yaşadığı sert dümen kırışların, çelişkilerin ve zihinsel kırılmaların payı büyük. Her şeye isyan eden, baş kaldıran Papini, bir zaman tavır aldığı Katolikliğe, aradan geçen yıllar sonrasında geri döner. 1920’lerin bunalımlı İtalya’sında yeşermeye başlayan faşizm ise yazarın hayatını tamamen değiştirir. Papini, Musolini’ye yakın durup önce İtalya’yı ardından bütün Avrupa’yı kasıp kavuran rüzgâra kapılması sonucunda da entellektüel çevrelerce adeta unutularak cezalandırılır. İkinci Dünya Savaşı sonlanıp Avrupa’da işler değişince, Papini, çoğu kişinin defterinden sildiği ilk isimdir. O artık hatırlanmayarak sanki ilk çocukluk çağındaki acı yalnızlığına geri döndürülür. Ancak bu onu “düzyazının Dante’si” sıfatını almaktan da geri koymaz. Papini, Gog romanının ilk cildini 1931 yılında ikincisini ise 1951'de yayımlamıştır. İki cilt arasında 20 yıl vardır. Fikret Adil 1958 ve 1966'da romanı Türkçe’ye çevirmiştir. Kitabın 2. cildi birincisine göre daha durgundur. Gog akıl hastanesine düşmüş, zengin, hırslı, bencil ve cahil bir adamdır. Kitabın bütünü Gog’un bu süreçteki anılarından oluşur. Papini, kitabın önsözünde, Gog’u tımarhanede tanıdığını söylemekten utanır ve Gog’dan zerre kadar haz etmediğini belirtir. Roman “edebiyatın şaheserleri” bölümü ile başlar. Gog burada İlyada, İlahi Komedya, Don Kişot, Orlando Furioso, Hamlet, Topal Şeytan, Gulliver’in Gezileri, Candide, Faust, Madame Bovary, Zerdüşt Böyle Buyurdu, Suç ve Ceza gibi eserleri tek cümlelik parodiye yani skece dönüştürür. Okuyucu tam da bu noktada kendini bir yerginin ve mizahın içinde bulur. Canı sıkılan, hiçbir şeyden zevk alamayan zengin bir adamın huzur arayışında ona eşlik etmeye başlar. Ancak Gog zamanla kendi gerçekliğini aramaktan yorulur ve yılgınlığa düşer. Zaman geçmiştir ama varlığının parçası olan can sıkıntısı ve buhranları bir türlü bitmez. İşte bu anda, okur onun cevabını bulamadığı soruları kendisine sormaya başlar ve belki de cevapları Gog’dan önce verir. Kendi gerçeğine gözünü kapatan zengin ama bir o kadar vahşi ve kaba olan Gog, yaşadığı hezeyanların belki de tek nedenidir. Gog gidip gördüğü yerlerin olağandışı geleneklerini anlatırken bir iç hesaplaşma, bir çeşit hayat muhasebesi yaşar. Onca yeni hayat umudu, kara yazgılı bir kara kitaba dönüşür. Çünkü yazgısının kalemini yorulmadan taşıyan Gog, insanları sevmez, onlara tiksintiyle bakar. Çıktığı yolculukta onca kalabalıkla konuşur fakat o hep tek başınadır. Çünkü Gog yalnızdır ve onun yolculuğu bir yalnızın yalnızlığa seyahatinden başka bir şey değildir. Gog, içindeki sıkıntı, buhran ve hezeyanlarından kaçıp, insanı, eşyayı, bilimi, sanatı edebiyatı anlamaya çalışarak kendince yorumlar. Okuyucu ise tüm bunları sorgular ve eleştirir. Kitabın en büyük başarısı belki de budur. Kitapta yer, ay, günle ilgili bilgiler zaman zaman verilse de olayların geçtiği yıllara ait net bilgiye rastlanmaz. Gog yergi ve mizahı harmanlayıp çokça şeyle alay etmiş, geçmişten bugüne belli çevrelerce dışarıda bırakılmıştır ancak hala çizgi dışı bir metindir.

Oyun Hakkında

Gog’un psikolojisini roman boyunca anlamaya çalışırken yap-bozun bir parçası hep eksik kalır. Oyunu uyarlayan ise bu eksik parçayı tamamlama çabasındadır. Kitabın sonuna kadar “neden” sorusunu sorup cevap alamayan okuyucu, oyunda bu cevabı bulur. Gog, hayatımızda asla bir arada göremeyeceğimiz, tanıdığımızı sandığımız insanları bir araya getirerek bize onları farklı yüzleriyle yeniden tanıtan bir görsel şölene dönüşür. Romandan yola çıkan oyun, romandaki sözcüklerin ardındaki gizin peşine düşerek hakikate varmaya çalışır. Bunu yaparken de insanın var oluş gerçeğinden ödün vermez. Oyun insana bu dünyada ölümlü olduğu gerçeğini hatırlatarak onu uyanık tutmaya çalışırken var oluşun anlamını yeni bir hayatın düşünü kuran Gog’la sorgular. Oyundaki tüm karakterler, kişisel hikayelerini anlatırken bir noktada birbirlerine yansırlar ve izleyici oyunu izlerken edebiyatı, bilimi, tiyatroyu, resmi, müziği, güzelliği sorgulamaya başlar.. Bu deneyim izleyiciyi bir üste taşıyarak kendi kişisel yaşam öyküsü üzerinde düşünmesini sağlar.. Oyun, Gog’un taşıdığı can sıkıntısını anlamanın bir adım ötesine geçerek buna çareler arar.. Gog’un içinde taşımaktan yorulduğu, gökyüzüne bakarken, konuşurken, yutkunurken bile ben buradayım diye kendini hatırlatan buhranı, oyunda çözümlenerek mantıklı bir sonuca kavuşur. Oyun boyunca Gog’un ehlileşmesine ve bu süreçteki deneyimlere şahit olurken onunla birikte deliliğin sınırlarında gezeriz. Oyunun sonunda izleyiciler aslında Gog’la aynı boşluğa düştüğünün farkına varacak ve oyunu yeniden, defalarca izlemek isteyecek.

Ben Gog! Bir hortlak değilim. Yıllar önce ağaçlar arasına gizlenmiş izbe bir tımarhanede yatan sinir hastası garip gezginin ta kendisiyim. Hala da hasta ve durmadan dünyayı dolaşmaktayım.

Yapım |
Tiyatral Sanatlar Akademisi Vakfı

Yapımcı | TİYSAV Adına
Raif İnan - Mustafa Odabaşı - Fatih Kılıç

Yapım Direktörü ve Sanat Yönetmeni |
Mustafa Odabaşı - Fatih Kılıç

Kaynak Eser |
Giovanni Papini | Gog

Tiyatroya Uyarlayan |
Betül Odabaşı Törk

Kurgu |
Betül Odabaşı Törk - Mustafa Odabaşı

Yönetmen |
Zuhal Öztürk

Dramaturji |
Dilek Tekintaş

Müzik |
Can Atilla

Koreograf |
Pınar Ataer

Kostüm Tasarımı |
Reyyan Erdoğan

Kostüm Dikimi |
Meryem Acar

Işık Tasarımı |
Fatih Kılıç

Barkovizyon Tasarımı |
Mustafa Odabaşı

Barkovizyon Uygulama |
Akif Nacakcı

Peruka |
Lütfü Karamacu

Makyaj |
Hülya Tekin

Makyaj Asistanı |
Özlem Şahin

Realizatör |
Taha Parlak

Sahne Amiri |
Levent Yıldız

Sahne Tekniği |
Ufuk Dağaşan | Ali Suvacı

Kondüvit |
Teoman Yakupoğlu 

Işık |
Emre Yılmaz

Barko-Teknik |
Nilgün Mutlu

Dekor |
Kibele Dekor

Fotoğraflar |
Akif Nacakcı

Oyun Süresi |
120’ | İKİ PERDE

Ben Gog! Bir hortlak değilim. Yıllar önce ağaçlar arasına gizlenmiş izbe bir tımarhanede yatan sinir hastası garip gezginin ta kendisiyim. Hala da hasta ve durmadan dünyayı dolaşmaktayım.

Neden Gog?

Gog... Bir delinin tımarhane günlükleri... Belki de bir budalanın kendi kabalığından, içindeki yabani ormandan kaçış serüveni..

Gog, bu dünyada yaşayıp da yol yordam öğrenemeyen insana, ömrü boyunca can sıkıntısı ve buhranlar yoldaş olur düşüncesiyle yola çıkarken zıt düşüncelerden ve çelişkili fikirlerden beslenen bir yapıt. Bu yönüyle düşünürken sorgulamayı da öğreterek modern zaman ve modern insan eleştirisine zemin hazırlamayı becerebilmiş bir eser.

Papinni kitapta, yolunu kaybetmiş olan Gog’u okuyucunun önüne paldır küldür sürer. Okudukça onu takip ederiz ve zannederiz ki yol bir yerde düze çıkacak. Tüm kayboluşlar sona erecek. Oysa Gog hezeyanlarından kurtulamaz, okuyucuyu da dinmeyen gri bir can sıkıntısının içine çekerek sonunda derin bir uçurumun kenarında yapayalnız bırakır.. İşte tam bu noktada Gog’u eleştirmeye başlarız. Çünkü biliriz ki her insan hayatı yaşayarak öğrenir. Ve her insanın kendi hayatı kendi biricik gerçeğidir.

Gog, 19. ve 20. yy’ın birçok siyasetçi, sanatçı, bilim insanıyla konuşurken pek çoğunun sırrını da öğrenir. Bunlar gerçek hayatla birebir örtüşür mü örtüşmez mi tartışılsa da ortaya çıkan sırlar bizim içimizde taşıdığımız küçük ama ağır can sıkıntılarının bir nevi itirafı hükmündedir.

Gog pek çok düşünüre biraz hayranlık, biraz kızgınlık, çokça da nefretle yaklaşır. Çünkü onlar Gog’a umut verip bu umudu bir anda karabasana çeviren kimselerdir. Biz de Gog’ la birlikte roman boyunca varlık ile yokluk, ümit ile ümitsizlik, can sıkıntısı ve huzur arasında git geller yaşarız. Ve biliriz ki onun bocalaması bizim kendi düşkünlüklerimizin cesur ifadesinden başka bir şey değildir.

Canı sıkılan sadece Gog değil, benliğini pohpohlayan, kafasının içindeki sesten başkasını dinlemeyen, küçük mızmız bir çocukmuşçasına oyalanmayı, avutulmayı ve şımartılmayı bekleyen günümüz insanıdır. Gog bu yönüyle bugünün ve hatta yarının insanına bir ayna tutmaktadır. Ancak ayna da kırılır. Aynayı kırmaya cesaret edip kendisiyle yüzleşen, belki de can sıkıntısından kurtulup yeni bir hayata başlamaya hak kazanır, kim bilir?

Gog, kişisel tarihinize bir katkı sunarken onunla birlikte girdiğiniz serüven boyunca kendi içinizde kaybolduğunuz mağaradan sizi alıp ıssız bir adaya çıkaracak.

Ve kitabı her okuduğunda ayrı tat alan okur, oyunu her seyredişinde farklı şeyi görebilen seyirciye dönüşecek.

Ben Gog! Bir hortlak değilim. Yıllar önce ağaçlar arasına gizlenmiş izbe bir tımarhanede yatan sinir hastası garip gezginin ta kendisiyim. Hala da hasta ve durmadan dünyayı dolaşmaktayım.

OYUNDAN FOTOĞRAFLAR