15 Şubat 2019
18:00

TİYATRO ÜZERİNE

Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro Dili

Recep Bilginer “Sabahattin Kudret Aksal, tiyatro yazarı olmadan önce, bir şairdir, bu nedenledir ki, oyunlarına yansıyan şiirsellik onun şairliğinin bir uzantısıdır diyebiliriz.”

Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro dili, bir Tiyatro yazarı olarak, çok ilgilendirdi beni. Daha önce çeşitli sahnelerde seyrettim oyunlarını okurken, kendimi, onun şiir dünyasında buldum. Geniş, engin, derinliği olan, tadı insanı saran bir dünyaydı bu.

Kutsal kitap, dünyayı, yaradılışı ve insanları anlatmadan “önce kelâm vardı” diye başlar. Kelâm yani söz. Düşüncenin evrimi ve tarihinde de durum aynıdır. Önce lagos vardı der ilk çağ felsefesi. İnsanla birlikte, ama düşünceden önce söz Kutsal kitapların birer şiir olduğu, tek tanrılı dinlerden önce de, Tanrıların şiirle destanlaştırıldığı düşünülürse, ilk insandan günümüze, insanların doğayı, doğa dışında kendilerinin kazandıkları değerleri anlatırken, dili en kutsal, öge olarak kullandıkları görülür. İnsanın dile verdiği Önem de şiiri yaratmıştır. İlkçağ tiyatrolarının şiirliliği düşünülürse, tiyatronun şairlerin işi olduğu savı daha kolay değerlendirilebilir. Sabahattin Kudret Aksal, Tiyatro yazarı olmadan önce, bir şairdir. Bu nedenledir ki, oyunlarına yansıyan şiirsellik için, Onun şairliğinin bir uzantısıdır diyebiliriz.

Örneğin, oyun kişilerinin konuşmaları, yer yer, bir şiirin dizeleri gibidir. Ama, bu konuşmalar, şiirsel olsun diye, havada kalmış sözler değildir. Oyunun dramatik akışı içinde, oyun kahramanlarının kişiliklerine uygun, yerinde söylenmiş sözlerdir. Seyirci, bir şiirin dizelerini dinler gibi seyreder oyunu, ama yadırgamaz, tad alır. Gerçi bu sözler, tek tek ele alındığında ya da oyun içindeki yerlerine göre değerlendirildiğinde, belli düzeydeki insanların kullanabilecekleri sözlerdir. Aksal'ın oyun kişileri, genelde belli düzeyde kişilerdir ve oyunlarının konuları da soyut konulardır. Bu nedenle, soyut oyunların, yazarı, pek bağlamayan, onu söyleyeceklerinde özgür kılan rahatlıktan bolca yararlanır Aksal. Aksal'ın oyunlarında rol alan sanatçılar da yadırgamaz bu şiirselliği. Benim seyrettiğim, özellikle, Kral Üşümesi, Kahvede Şenlik Var ve öteki oyunlarında rol alan sanatçıların, bu şiirsel diyalogları tad alarak söylediklerini ve bu tadı seyirciye de uzattıklarını gördüm.

Aksal'ın tiyatrosunun genel yapısı üzerinde durmayacağım. O bir durum ve olaylar yazarı değil. O soyuttan, somut bir takım varsayımlara doğru yola çıkar. Aslında gerçek olan insanın kendisidir. Varsayımları, düşleri, olaylara bu varsayımlardan bakması değil. Aksal, gerçek dışı gibi görünen bir yöntemle yaklaşır insan gerçeğine. Daha doğrusu, gerçek dışından bakar insana, insanın yaşadığı olaylara. Oradan yakalamaya ve göstermeye başlar gerçeği. Oyun kişileri düş kurarak ya da gerçek dışına taşmak isteyen varsayımlarla olayları yaratırlar. Aslında, bu insanın kendi egosunda var olan, olaylara alışılmışlardan sıyrılıp gerçeğin dışında bakışıdır.
Aksal, Felsefe öğreniminden şiire, oradan da Tiyatroya gelmiştir. Gerçi kuru bir felsefe yapmaz oyunlarında, ama bir felsefeci kafasının olayların niçin ve nedenini, varsayımlar gerisinden şiirsel bir araştırmasını yapar.

Gerçi, Aksal'ın oyunlarında, dramatik yapı, nefes kesici ya da fazla heyecanlandırıcı cinsten değildir. Dramâtik akışı, daha çok diyaloglarla sağlar. Konuşa konuşa, yükselir gerilim. Zaten Kral Üşümesi piyesinde de, kendi anlayışını açıklar biçimde “Söz bir eylemdir” diyor Aksal. Böylece, dramatik gerilimin sözden oluşması, sözün de şiirselliğe dönüşmesi bir coşku veriyor seyirciye. Dilin güzelliğinde, yaşamın güzelliğine, yaşamın güzelliğinden dünyaya daha iyimser, daha umut dolu gözlerle bakmaya yöneliyor insan.

Gerçi, son zamanlarda, ülkemizde kimi çevrelerin tiyatro anlayışında keskin yargılar belirmiştir. Çoğu kimse, aralarında tiyatro eleştirmeleri ve yönetmenler var, kendi anlayışları ve zevkleri dışındaki bir tiyatro anlayışını toptan inkâr eder durumdalar. Kimi Shakespeare'i yeniden yazmak sayındadır, kimi İbsen'i dilimize aktarırken, onu çağdaş düşünceye getirdim ya da bazı sözlerini, yanlış anlaşılıp değerlendirilmesi önlemek için değiştirdim diyebilmektedir. Bırakalım bu karmaşanın Türk tiyatrosuna verdiği zararı, en azından çeşitli anlayıştaki tiyatro yazarlarımıza da haksızlık edilmektedir. Aslında, yabancı yazarların çoğunu enine boyuna inceleyip bu yolda kitaplar yazan kimi incelemeciler, kendi yazarlarımızı gereğince en önemlisi tarafsızca ve dürüstçe inceleyip değerlendirmediler. Bu arada Aksalı da. Bir yazarın oyunlarındaki dramatik yapı gibi seyirciye ilettiği ya da iletmek istediği mesaj kadar, yazarın dili ve dil ustalığı da önemlidir. Hatta, en önemli öğedir diyebiliriz.

Kişinin iç dünyasını, olaylar karşısındaki tepkisini, hatta kendi kişisel dramını söz açıklar. Dil dediğimiz olgu da sözlerden oluştuğuna göre, tiyatroda dilin önemi, bu yönden de belirler kendini. Tiyatro adına hemen hemen hiçbir şey yapamayan bu noksanını da, bir takım garip çıkışlarla tamamlamaya çalışan kimilerinin, tiyatroda yazarın önemi ikinci plandadır ya da tiyatroda artık diyaloğ yani söz önemini yitirdi diyen inkârcılara bakmayın siz.

Şakacı

Aksal'ın, ilk kez, Devlet Tiyatrolarında, 950-951 sezonunda oynanan Şakacı oyunundan örnekler vermek istiyorum. Bu oyun, somut bir konuyu işiyormuş gibi başlar. Kalp durmasından, evinden uzakta ölen, bir aile reisinin ardından, karısı ve çocuklarınca tutulan yası, onların düşüncelerini, düşledikleri yeni yaşam düzenlerini anlatır. Bu bir gerçekçi anlatımdır. Oyun ilerledikçe, Aksal'ın daha sonraki oyunlarında da göreceğimiz gibi, olaya gerçeğin dışına çıkıp bakma ve bir varsayıma dayanarak duygu ve düşünceleri sergileme durumu çıkar ortaya. Eş ve çocuklar, yeni yaşama ayak uydurdukları bir sırada, öldü sanılan baba çıkıp gelir, çünkü ölmemiştir. Kendisinin yokluğunda kurulan düzene alışmış olan oğluyla kızı, hatta karısı yadırgar bu gelişi. Dahası, ölmemiş olduğu için babayı suçlarlar.

Oysa, oyunun sonunda anlaşılır ki, geride kalanların bir varsayımıdır bu. Baba geri gelmemiştir. Aksal oyunda, insanların bilinç altındakilerini gün ışığına çıkarmıştır. Yalın ve acımasız biçimde.

Aksal'ın bu ilk oyununda, dil de şiirselliğe bürünür.

Oyunun sonunda, ölen baba, karışma ve çocuklarına, şöyle seslenir.
“Ben görünmüyorum, siz görüyorsunuz beni. Kafanız, o kadar benimle dolu ki...”

Kral Üşümesi

Kral Üşümesi oyunu ise, Aksal'ın, tiyatro dilinin, iyice, şiirselleşmesini belgeler.

Hava terletici bir sıcaklıktadır, ama Kral, sarayında yalnızlığı içinde üşümektedir. 29 yıllık krallığında yaptıklarının vicdan sızısıdır Onu üşüten. Gene de, bağırışı şiirseldir:
“Daha çok aydınlık istiyorum. Bu geceyi, geçmişe doğru uzanan, nerede bittiği bilinmeyen bütün geceleri ısıtacak kadar aydınlık...”

Başka bir yerde de:
“Bir mutluluk buldum, belki de kimsenin bilmediği bir mutluluk. Herkes uyurken uyanık durmanın, kapkara gecenin içinde aydınlık olmanın mutluluğu...”

Aksal, bu oyunda söze verdiği önemi, Kralın sevgilisinin ağzından şöyle belirtir:
“Söz söylendi mi bir kez, olaydır artık. Geri dönülmemecesine birtakım şeyler olmuş bitmiştir artık.”

Yukarıda verdiğim, aşağıda vereceğim örnekler, yıllar önce yazılmış olduğu halde, dil eskimemiş. Nedeni de şu: Aksal, aşırılığa kaçmadan, konuşulan, konuşulacak dili yeğliyor diyaloglarında. Bir de bunları şiir diliyle söylemesinden, dilimize uygun biçimde sözleri sıralamasından kaynaklanıyor eskimemek. Diyaloglar arasına, dizeler serpiştirilmiş gibi “Kıvılcıma kül atmak varken, yel estiriyorsunuz siz.” Bir başka örnek: “Bugüne değin, insanlarla bir yerde buluşmanın yemişlerini, devşirdiniz ağaçlardan.” “Biz, havasız, susuz sevgisiz yaşayabiliriz, ama söylevsiz yaşayamayız.”

“Düşüncenin öbür yüzü yoksa, düşünce de yoktur.”

“Bu muydu kurşundan sessizliğin söylediği bize bütün gece?”

“Sevmek de bir savaştır, kişilikler arasında bir savaş gibi.”

“Acı çekmek hazır bir giysi değildir. Acı için kendi giysini, kendin ara. Biç, dik ve giy.”
Bunlar bir şiir dizeleri değil, Aksal'ın piyeslerinden aktarılmış diyaloglardır.

Zaten Aksal, oyunun iç gerilimine de, söylemek ve seyirciye duyurmak istediklerine de, hep, bu şiir diliyle yaklaşır. Örneğin Kral Üşümesinde. “Bir düzen değişir ya da yıkılır, ama düzen, her zaman vardır” tümcesinde olduğu gibi.

Oyunun kahramanı, kendisi kraldır, ama gene de, tiyatroda, Kral rolü oynamak ister ve şöyle yakınır:
“Kral olmak, Kralı oynamaya engeldir. Bir oyunda Kralı başarıyla oynayabilmek için, Kral olmamak gerekir. Özlemimdir, hangi oyunda olursa olsan, Kral gibi yenmek, yenilmek. Sevmek, acı çekmek.”

Çünkü, Aksal'ın oyununda işlediği kokuşmuş düzende, Kral bile olsa, o düzenin temsilcisi ya da simgesi olduğu için, tahtından çekilmek istese de çekilemez. Çekilmesine izin vermezler. Nitekim Kral Üşümesindeki Kral da, Krallığı bırakmak istediği an, güvenlik görevlilerince, düzen adına tutuklanır, yargılanır ve kurşuna dizilir. Yargılama sırasında, Kamuoyu adına yapılan konuşmada şöyle denir: “Biz evimizde, üç kuşak bir arada yaşadık. Ben, babam, büyük babam. Sonra babam büyük baba oldu. Ben de baba oldum. Evin içinde yerler değişti, yirmi yılda bir. Ama, yönetici değişmedi. Her zaman da oydu, Kraldı. Biz Onda toplanmıştık.”

Bir Odada Üç Ayna

İlginç bir oyun. Üç ayrı zamanda, aynı evde yaşamış üç ayrı insanın öldükten sonra aynı evde buluşmalarını ve kendilerinden sonra bu evi kiralayacak bir çiftin kendi geçmişlerine ve geleceklerini konuşmalarım verir oyun.
Ayrı ayrı zamanlarda aynı evde oturan bu üç insan, oyunun başında konuşurlar. Peşpeşe gelen bu konuşmaları, kimin konuştuğunu yazmadan alt altta sıralıyorum:

Günaydın.
Yeni bir gün başladı
Dışarda
Gökyüzünün altında
Bir çalar saat öttü
Öğrenciler okullarında
İş sahipleri işlerinde. Ev kadınları sebzeleri ayıklamaya başladı
Öğle yemeğine gelecek kocası için
Okulundan dönecek çocuğu için
Koltuğunda yün ören annesi için
Gazeteler dağıtılmış olsa gerek
Sokaklar süpürülüp sulandı bile...

Ayrı kişilerin birbirlerine söylediği bu sözler, alt alta dizilince replik olmaktan çıkıyor, şiire dönüşüyor. Oyunlarında, diyaloglardan oluşan bu dramatik yapı, Aksal’ın, tiyatroda da şairliğini sürdüğünü gösteriyor.
Aynı oyunda, evi tutmaya gelen çiftin birbirlerine ayrı ayrı söyledikleri:

Evimizde bir oda vardı
Kapısı her zaman kapalı
Perdeleri inik, yarı karanlık
İçine aylarca insan girmeyen bir oda!

Kadın ve erkek, evi, kendi hayalleriyle döşerken şu sözler dökülür dukaklarından:
Şimdi eksik olan sadece kış gecesi
Bir gazete bir sigara
Biraz müzik, biraz da mutluluk
Ayrıca, ömrü boyunca, yaptırmak istediği evin, projelerini çizmekle oyalanan erkeğin şu sözleri şiir değil de nedir?
Biraz şairane olacak ama
Bana bu projeyi yıldızlar düşündürdü
Evet yıldızlar
Biraz biraz da böceklerin sesi
Hani şu yaz ortası ötmeye başlayıp, ilk yağmurlara kadar susmayan böcekler.

Kahvede Şenlik Var

Aksal'ı bu oyunu, belleklerden silinmeyen bir şenliktir. Olay üç kişi arasında geçer. Garson, sonra evlenmek amacıyla, kahvede buluşmaya gelen bir kadın ve bir erkek arasında. Kişilerin, geleceğin dışına taşan konuşmaları ve o konuşmaların ritmidir bu oyunda önemli olan. Ön planda garson, öteki kişilerle birlikte, kelebekler gibi uçuşup kuşlar gibi cıvıldaşarak görünürler sahnede. Gerçekiçi'nin, karmaşasından arınmış, Gerçekdışı'na doğru uzanır seyirci, devinmeleri görüp sözleri duydukça. Aksal, günlük yaşamımızda bilinç altından geçip, birbirimize söyleyemediğimiz ya da açığa vurmaktan sakındığımız duygu ve düşünceleri, o şiir diliyle, Kahvede Şenlik Var oyununda sergiler. Garson oyunun başında seyirciyle konuşur:

“Bir kadınla bir erkek, uyuşmanın da uyuşmazlığın da en büyük örneği. Akla-kara, yalanla- gerçek. Ağustos böceğiyle Karınca.”
Ve sonra, oyun diyalogların şiirselliğinde gelişir. Yine Aksal'ın, “ Her söz bir olaydır” dediği gibi, repliklerle gelişen oyun, seyirciyi sarar. Başka başka şairlerden alınmış dizeler gibi, kulağımıza sık sık şöyle tümceler çarpar:
“Yüzünüz, şimdi, giyilmemiş gelinlikler gibi ak. Eve sarhoş döndüğüm sabahları gördüğüm tanyeri gibi, pembe.”
“Kış sonu ayazları gibi sert.” Bu şiirsel anlatım, oyunun kişilerinin ağzından duyunca, ayrı bir tad alır seyirci.
Kadın, kahvede, erkekle, evlenmek için anlaştıktan sonra garson döner mutlulukla şöyle der: “Kimbilir ne güzeldir kül rengi sabahlarda bu kahvede sessizlik?”

Recep Bilginer

Tiyatro Dergisi, 1975.

DİĞER HABERLER

TİYATRO ÜZERİNE
15 Şubat 2019
18:00
Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro Dili
Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro dili, bir Tiyatro yazarı olarak, çok ilgilendirdi beni. Daha önce çeşitli sahnelerde seyrettim oyunlarını okurken, kendimi, onun şiir dünyasında buldum. Geniş, engin, derinliği olan, tadı insanı saran bir dünyaydı bu.
TİYATRO ÜZERİNE
30 Mart 2018
16:00
Absürd Tiyatroya Kısa Bir Bakış
Klasik tiyatro kalıplarını yıkan ve uyumsuz olarak da adlandırılan absürd tiyatro, gerçeklikten uzaklığı ve mantıksızlığı ile tiyatro tarihinde yerini bulmuştur. Giriş, gelişme ve sonuç gibi belli oyun düzeni çerçevesinin dışına çıkan, alışılagelmiş oyun mantığını benimsemeyen absürd tiyatroda, zaman - mekan gerçekliğini yitirir. Kendine özgü üslubu ve kişiliği olan absürd tiyatronun, aksine belirli ilke ve kuralları da yoktur. Yazımızda, “pek çok eleştiri ve yorumları da beraberinde getiren absürd tiyatro, Türkiye’de nasıl karşılanmıştır?” sorusuna cevap arıyoruz.
TİYATRO ÜZERİNE
27 Mart 2018
14:10
Dünya Tiyatro Günü Nasıl Doğdu?
Uluslararası Tiyatro Enstitüsü kurucularının amacı, UNESCO'nun kültür, eğitim ve sanat konusundaki hedefleri ile uyumlu bir organizasyon inşa etmek ve aynı zamanda dünyadaki tüm performans sanatçılarının statüsünü iyileştirme çabalarına odaklanmaktı. 2018 yılı mesajını yayınlayan ITI bu sene de barış ve kardeşlik temasına yoğunlaşmaktadır.
TİYATRO ÜZERİNE
12 Mart 2018
14:10
Tiyatroda Sahneyi Canlandıran Öğe; Dekor
Var olduğu günden bu yana tiyatro, çeşitli gelişim ve değişimler gösterirken, tiyatronun bütünü içinde yer alan sahne ve dekor da bu ilerlemelerden nasibini fazlasıyla almaya devam ediyor. Tiyatroyu tiyatro yapan unsurlar, geleneksel çizgisinden taşarak modern çağın getirileriyle buluşuyor. Dolayısıyla, geçmişte tiyatro için her yer sahne olabilir düşüncesi yerine, günümüzde sahneyi oluşturan dekorun önemi yadsınamaz bir gerçek. Biz de sizin için temel tasarım yaklaşımlarını derlediğimiz bir yazı hazırladık. 
TİYATRO ÜZERİNE
06 Şubat 2018
23:45
Yaratıcı yazarlığa adım atanların duymaktan usandığı 7 cümle
Yazarlık eğitimine başlama kararı almak başlı başına bir cesaret işiyken yol üstünde çıkan bir çok engel insanın hevesini kırabilir. Bu yolda ısrarcı olmak, çalışmak ve sürekli üretmek, yılmadan hedefe doğru ilerlemek iyi gelecektir.
TİYATRO ÜZERİNE
08 Şubat 2018
18:30
Yeni başlayanlar için tiyatro metni yazımı | Birinci Bölüm
Bin yıllardan bu yana sürdürülen tiyatro geleneği çağın getirdiği yeniliklerle kendini sürekli geliştiriyor. Yeni yazarların gelişen teknolojiyi tanıması çok önemli. Bunun yanı sıra tiyatroyu meydana getiren tüm unsurları da bilmek ve üretilecek tiyatro metninin hangi değişkenlere göre tasarlanacağını iyi hesaplamak gerekiyor.
TİYATRO ÜZERİNE
06 Şubat 2018
14:15
Bertolt Brecht ile tiyatro üzerine konuşmalar
Diyelim ki, bir ayrılık sahnesini oynamaları gerek. Ne yapıyorlar? Ayrılık sahnesi kişisinin ruhsal durumunu takınıyorlar, seyirciyi de bu havaya sokmağa çalışıyorlar. Sonunda, gösteri başarılı da olsa, kimse birşey görmüyor, birşey anlamıyor; herbirinin kendi anıları oluyor çok çok; kısacası herbiri duyuyor ama hissetmiyor.
TİYATRO ÜZERİNE
29 Kasım 2017
14:00
Bertolt Brecht'in oyuncuya ve tiyatroya yaklaşımı
Tiyatronun öğretici ödevinin yanı sıra, seyircinin beğenisi de gözetilmelidir. Brecht'in sahneye koyduğu oyunlarda, ilk gece, küçük ayrıntılar gözden kaçabilir. Ama bu oyunların onuncu gösterisinde bile, seyirci yeni yeni şeylerle karşılaşır.
TİYATRO ÜZERİNE
26 Ocak 2018
15:00
Tiyatroyu Niçin Severim?
Zamanının en ünlü tiyatro oyuncusu, sinema aktörü ve pandomim sanatçısı Jean Louis Barrault'un 1967 yılında kaleme aldığı benzersiz tarifler içeren yazısında tiyatronun sanattan çok hayat olduğu vurgusu ön plana çıkıyor.