26 Ocak 2018
15:00

TİYATRO ÜZERİNE

Tiyatroyu Niçin Severim?

Tiyatro, tarihi bir yana iterek doğrudan doğruya efsaneden güç alır. İmgeleme sadıktır. Tiyatronun açık, çırılçıplak platosunu severim. Sahnenin o boş, o oyuk alanını birdenbire garip bir çeşit karnaval gelir kaplar; bir kaç saatliğine hayattan daha derin, daha anlamlı, daha gerçek olan başka bir hayat yankılarıyla çınlatır, ardından gürültüsüz patırdısız, hoşnut ve yorgun adımlarla ansızın uzaklaşarak, o boş alana oyuk ve çıplak özgürlüğünü geri verir.

Zamanının en ünlü tiyatro oyuncusu, sinema aktörü ve pandomim sanatçısı Jean Louis Barrault'un 1967 yılında kaleme aldığı benzersiz tarifler içeren yazısında tiyatronun sanattan çok hayat olduğu vurgusu ön plana çıkıyor.

Jean Louis Barrault'un düşün dünyasında tiyatro

Jean Louis Barraut

Tiyatroyu günden güne daha çok seviyorsan bunun nedeni bütün sanatlar içinde tiyatronun hayata en çok yaklaşanı gibi görünmesindendir sanırım. Tiyatro öz be öz hayatın sanatıdır. Hayatın kargaşalığı içinde uygulanır. Fildişi kuleden yoksundur. Meydanda savaş verir.  Tiyatroyu günden güne daha çok sevmemin nedeni belki de sanattan çok hayat oluşundan geliyor. Tüm olarak herhangi bir canlı gibi severim tiyatroyu. Tiyatroyu severim çünkü süreklilik iddiasında değildir. Ölüme meydan okumaz. Bütün canlılar gibi kısa ömrünü doldurur, yeniden yaprak döker: «Topraktan geldin toprağa döneceksin» der gibidir.

Tiyatro tarihi bir yana iterek doğrudan doğruya efsaneden güç alır. İmgeleme sadıktır. Tiyatronun açık, çırılçıplak platosunu severim. Sahnenin o boş, o oyuk alanını birdenbire garip bir çeşit karnaval gelir kaplar; bir kaç saatliğine hayattan daha derin, daha anlamlı, daha gerçek olan başka bir hayat yankılarıyla çınlatır, ardından gürültüsüz patırdısız, hoşnut ve yorgun adımlarla ansızın uzaklaşarak, o boş alana oyuk ve çıplak özgürlüğünü geri verir.

Bunun içindir ki hemen sökülüp kaldırılmayan bir dekor artık benim gözümde, bir tiyatro dekoru gibi değil, mimarın terekesine ait bir eşya gibi görünür. Tiyatro hiçten çıkmalı, var olduğu sürece tüm olmalı, ardından yerini tertemiz bırakmalıdır. İnsanın da tutumu bu olması gerekir: İlkken hiç, yaşarken ise tüm olmak. Gerisi ise önemsizdir. Gururun en yücesi ile alçak gönüllülüğün en içteninin karışımı.

Tiyatro hayatının iğreti yönünü severim. Günlük kurallar gerilerinde anıların güneşli çizgisini bırakarak kentlerden geçer giderler. Hayat da böyle geçer. O ayartıcı, şanla şerefle dolu ‘gelecek’ diye adlandırdığımız olaylar gelip burnumuzun ucuna dayandığında geçmişin yanık kokularını taşır. Geçmiş saman kokusundadır. Tiyatro gösterisi de böyledir, vaadler saçan ışıklarla salona fışkırsa da, sahne gerisini aydınlatan lambaların hüzünlü, özlem dolu şavkı, toz, ter, kadın parfümlerinin genzi yakan, sarhoş eden kokuları arasında, oyun daha başlarken sona ermiş gibidir bizler için...

Tiyatroyu göçebe olduğu için severim. Bu açıdan sihirli halı ile kardeş çocuğudur tiyatro. Sihirli halı hayatın en sevinç taşan görüntüsüdür; Tiyatro hayatın simgesi olarak akar bilinen o ünlü ırmağın çocuksu, saf duruşuyla: ‘Üst üste yıkanılmaz aynı suda’. Tiyatroyu severim çünkü bütün göçebeliği, bütün çocuksu görünüşüyle de olsa, o sihirli halıyı yerinde tutabilecek, o ırmağın akışına set çekebilecek, yani zamanı durdurabilecek, kısacası geçmişte yaşanılanın o ele geçmez kaçışını önleyebilecek güçte tek insan buluşu aşağı yukarı gene de tiyatrodur. Tiyatro, o sanrılayıcı, büyüleyici fakat tıpkı bir nokta gibi özdeksellikten yoksun yaşanan ana, bir nokta gibi vücut verecek gücü gösterir. Tiyatro bu noktayı alır, yuvarlar, ezer, yassılaştırır, genişletir, parmakları arasında bir tekerleğe benzetiverir. Ardından hamurunu iki elle yoğurmaya girişir, çekip uzatır, ilkin zar haline gelen nokta derken bir şerite döner. Bu şerit, yaşanan anın nokta büyüklüğünü aşmayan kıvılcımlarını, her yönden, her anlamıyla olduğu gibi yazarak üstüne geçirir, zapteder...

Tiyatronun tılsımlı gücü böylelikle bir çizgiyi yüzey, bir dağ sırtını yayla haline getirir. Saten Kundura’da: «Akordeon gibi ayarlıyoruz zamanı tiyatroda, saatler uzarken günler silinip gidiyor» der.

Tiyatroyu severim çünkü saçma bir meslek olmakta kararsızlığı yoktur. Hiç değilse saçmalığını kabullenmiştir. Öte yandan hayatın da saçma bir yönü vardır. Hayatın saçmalığı da ancak olduğu gibi kabul edildikçe geçerlidir. Tiyatroyu severim çünkü, soyluluk, büyüklük, kahramanlık gibi değer diye adlandırılan ne varsa tiyatroda arınmış olarak, daha doğrusu hiç uğruna hüküm sürererek çıkar karşımıza. Apaçık görünen bir durumdur bu. Öte yandan hayata uygulanırsa çoğu zaman bu durumun değişmediği görülür. İnsanlar bir takım aşağılık hesaplar, yalanlarla soyluluğun, büyüklüğün, kahramanlığın matah şeyler olduğuna inandırılırlar. Bu değerler oldukları gibi geçerli görülür, doğru, iyi, yeterli olarak benimsenir. Tiyatroda da böyledir. Bir takım küçük hesaplar değil davranışlardır önemli olan. Karşılık veya ödül beklemeyen her davranış şövalyelik olarak kabul edilir...

Tiyatroyu ayrıca, oyun sırasında aşkın en olgun gösterisi olduğu için severim. Sahnede almak ve vermek eylemleri, üç saat boyunca, açık, alıcı bir kütle üstüne «yatık olarak» bir çeşit daha yüce aşk eylemini gerçekten yaşamak demektir.

Tiyatroyu üstelik spor olduğu için severim. Suna buna boş vermez. Tam bir sağlık, yerleşmiş bir ses, ince adaleler, çabuk refleksler, derin bir solunum, üstün adaleli bir kalb, sağlam bir sinir sistemi, alçak bir tansiyon, yani sade bir hayat sürmeyi gerektirir. Kısacası tiyatroyu severim, ahlaktır çünkü. Hatta yerleşmiş, kabullenilmiş bir ahlak. Bir irade okuludur tiyatro. Oyuncularadır bu sözüm. Öyle ki ahlaktan ahlaka da fark vardır. Tiyatroyu her türlü insanı haklı çıkardığı için de severim: Ana babalar, çocuklar, tefeciler, çapkınlar, uysallar, katiller hep haklıdırlar tiyatroda. Kısacası şu ki ahlak içinde ahlaktan yoksun bir dünyadır tiyatro. Sözünü ettiğim hayatın gösterişidir. Ama her biri kendi aklınca kendini haklı gören bu insanlar içinde gerçekte kimdir haklı olan? Hayattır yargıç. Hayat kendi görecektir bunun hesabını.

Bu demektir ki tiyatroyu bir adalet sanatı olduğu için de severim. Tiyatroyu severim çünkü sonunda benzerlerimin acılarını hafifletir. Bir ‘hak yerini buldu’ gösterisi, çözümlemede herhangi bir «son yargı» az veya çok sezinlemiş olsak da, temsili izleyen seyircinin yerini bulmasını sağlar, seyirciyi onarır, iyileştirir, yaralarını sararak güçlendirir. Yani tiyatroyu iyileştirici, canlandırıcı oluşu yüzünden severim. Çünkü tiyatro insana düşey duygusu kazandırır, aksi yönle yer çekimiyle savaşır, tiyatroyu insana kanat taktığı için severim...

Tiyatroyu severim, çünkü hayatta olduğu gibi hep aynı görünür fakat hiç bir zaman aynı kalmaz. Bazılarına tekdüze gibi görünen, gerçekte ise her seferinde istekler gibi yeniden doğan, her seferinde değişik, her sefer taze olan gösterilerin günlük provaları için değil bu sözüm. Sözünü ettiğim düzenli estetik dönüşümlerdir. Tiyatro «sürekli bir devinimdir... her zaman için. Tiyatro da hayat gibi aynı dönüş burcunun etkisinde yaşar. Devrimden devrime, natüralizmden realizme, realizmden ekspresiyonizme geçilir; ardından sözcüklerin yer değiştirmelerine dayanan şiirli bir anlayış ortaya çıkar, derken tiyatroyu soyutlaşmaya iten stilizasyonun tam bu anlayışın yerini alacağı sırada realizme geri dönüş araya giriverir, şiirli realizm anlayışına tepki olarak kancasını atar; bunu stilizasyon izler, çünkü daha önce tiyatro ekspresiyonizm anlayışı içinde gelişmiştir.

Kuşaklar gelip geçtikçe bu değişik sanat biçimleri atlı karıncalar gibi döner dururlar... Gerçekte anlaşmazlıklar sadece yenilen yemeğin sunuş tarzı üstünedir. Bu tarz «düzenli olarak değişik»tir. Ama yemek hep bildiğimiz yemek olarak kalır: Hayat ile hayatın kaynağı olan aşk.

1967 - Çeviren | Berin Cumalı

DİĞER HABERLER

TİYATRO ÜZERİNE
15 Şubat 2019
18:00
Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro Dili
Sabahattin Kudret Aksal'ın Tiyatro dili, bir Tiyatro yazarı olarak, çok ilgilendirdi beni. Daha önce çeşitli sahnelerde seyrettim oyunlarını okurken, kendimi, onun şiir dünyasında buldum. Geniş, engin, derinliği olan, tadı insanı saran bir dünyaydı bu.
TİYATRO ÜZERİNE
30 Mart 2018
16:00
Absürd Tiyatroya Kısa Bir Bakış
Klasik tiyatro kalıplarını yıkan ve uyumsuz olarak da adlandırılan absürd tiyatro, gerçeklikten uzaklığı ve mantıksızlığı ile tiyatro tarihinde yerini bulmuştur. Giriş, gelişme ve sonuç gibi belli oyun düzeni çerçevesinin dışına çıkan, alışılagelmiş oyun mantığını benimsemeyen absürd tiyatroda, zaman - mekan gerçekliğini yitirir. Kendine özgü üslubu ve kişiliği olan absürd tiyatronun, aksine belirli ilke ve kuralları da yoktur. Yazımızda, “pek çok eleştiri ve yorumları da beraberinde getiren absürd tiyatro, Türkiye’de nasıl karşılanmıştır?” sorusuna cevap arıyoruz.
TİYATRO ÜZERİNE
27 Mart 2018
14:10
Dünya Tiyatro Günü Nasıl Doğdu?
Uluslararası Tiyatro Enstitüsü kurucularının amacı, UNESCO'nun kültür, eğitim ve sanat konusundaki hedefleri ile uyumlu bir organizasyon inşa etmek ve aynı zamanda dünyadaki tüm performans sanatçılarının statüsünü iyileştirme çabalarına odaklanmaktı. 2018 yılı mesajını yayınlayan ITI bu sene de barış ve kardeşlik temasına yoğunlaşmaktadır.
TİYATRO ÜZERİNE
12 Mart 2018
14:10
Tiyatroda Sahneyi Canlandıran Öğe; Dekor
Var olduğu günden bu yana tiyatro, çeşitli gelişim ve değişimler gösterirken, tiyatronun bütünü içinde yer alan sahne ve dekor da bu ilerlemelerden nasibini fazlasıyla almaya devam ediyor. Tiyatroyu tiyatro yapan unsurlar, geleneksel çizgisinden taşarak modern çağın getirileriyle buluşuyor. Dolayısıyla, geçmişte tiyatro için her yer sahne olabilir düşüncesi yerine, günümüzde sahneyi oluşturan dekorun önemi yadsınamaz bir gerçek. Biz de sizin için temel tasarım yaklaşımlarını derlediğimiz bir yazı hazırladık. 
TİYATRO ÜZERİNE
06 Şubat 2018
23:45
Yaratıcı yazarlığa adım atanların duymaktan usandığı 7 cümle
Yazarlık eğitimine başlama kararı almak başlı başına bir cesaret işiyken yol üstünde çıkan bir çok engel insanın hevesini kırabilir. Bu yolda ısrarcı olmak, çalışmak ve sürekli üretmek, yılmadan hedefe doğru ilerlemek iyi gelecektir.
TİYATRO ÜZERİNE
08 Şubat 2018
18:30
Yeni başlayanlar için tiyatro metni yazımı | Birinci Bölüm
Bin yıllardan bu yana sürdürülen tiyatro geleneği çağın getirdiği yeniliklerle kendini sürekli geliştiriyor. Yeni yazarların gelişen teknolojiyi tanıması çok önemli. Bunun yanı sıra tiyatroyu meydana getiren tüm unsurları da bilmek ve üretilecek tiyatro metninin hangi değişkenlere göre tasarlanacağını iyi hesaplamak gerekiyor.
TİYATRO ÜZERİNE
06 Şubat 2018
14:15
Bertolt Brecht ile tiyatro üzerine konuşmalar
Diyelim ki, bir ayrılık sahnesini oynamaları gerek. Ne yapıyorlar? Ayrılık sahnesi kişisinin ruhsal durumunu takınıyorlar, seyirciyi de bu havaya sokmağa çalışıyorlar. Sonunda, gösteri başarılı da olsa, kimse birşey görmüyor, birşey anlamıyor; herbirinin kendi anıları oluyor çok çok; kısacası herbiri duyuyor ama hissetmiyor.
TİYATRO ÜZERİNE
29 Kasım 2017
14:00
Bertolt Brecht'in oyuncuya ve tiyatroya yaklaşımı
Tiyatronun öğretici ödevinin yanı sıra, seyircinin beğenisi de gözetilmelidir. Brecht'in sahneye koyduğu oyunlarda, ilk gece, küçük ayrıntılar gözden kaçabilir. Ama bu oyunların onuncu gösterisinde bile, seyirci yeni yeni şeylerle karşılaşır.
TİYATRO ÜZERİNE
26 Ocak 2018
15:00
Tiyatroyu Niçin Severim?
Zamanının en ünlü tiyatro oyuncusu, sinema aktörü ve pandomim sanatçısı Jean Louis Barrault'un 1967 yılında kaleme aldığı benzersiz tarifler içeren yazısında tiyatronun sanattan çok hayat olduğu vurgusu ön plana çıkıyor.